24 Nisan 2016 Pazar

Atmosfer

Joel Robinson Photography

Aslında dünya o kadar acıklı bir yer ki, sonsuz sayıda hayal kırıklığı, yarım kalan hikayeler.. Sayılamayacak kadar çoğu bir yerlerde bizden bir parça aslında; küçük bir nehre bırakılan küçük bir kağıttan gemi gibi.Bilmesek dahi ruhumuza güzel gelen şarkılar, ansızın gelen koşma isteği, basit bir kelimeden sonra ağlama güdüsü. Hepsi dünyanın ortak acılarının bizlerde buluşması, genetiğimize işlenmiş ve her yudumda içimizi yakan sert bir viski gibi her nefes alışımızda orada. Bu yüzden hangi yaştan, hangi cinsiyetten, hangi renkten olduğumuzun bir önemi olmadan gözyaşlarımızın rengi hep aynı. Bu yüzden hepimizin ortak hayalleri var, oradan düşmesi an meselesi olan bir zirve ağacı gibi; köklerini sağlam bıraksanız da, bir depreme dayanamayan yalandan başka bir şey değil.

Diğer bir yandan, o güzel yeşillikler, dereler tepeler, sonsuz mavi gökyüzü. Yaşlı bir kadının elinden çıkmış bez bir oyuncak kadar güzel hepsi. Tarih boyunca anlatılagelen ve adeta yokoluşa karşı direnen binlerce yıllık masallar kadar kadim, sevdiğin insanın dudaklarına kondurduğun öpücük kadar sonsuz, ve yalnızlığın dinginliğinde alıp başını gitmek kadar harika. Dünya böyle bir yer. Öyle ki, en güzel ve en huzursuz şeyler burada. Hangisini almak istersek, yalnızca yeterince istemek gerekiyor.

Hiçbir zaman dinleyemeyeceğimiz  güzel şarkılar, hiçbir zaman okuyamayacağımız güzel kitaplar bir yerlerde saklanıyor. Gecenin gölgesinin içinde, alev mavisiyle beraber an ve an zihnimizde var olamadan yok oluyor.İşin garip yanı da şu ki, bunları bilmeden ölüp gideceğiz ve arkamızdan söylenecek küçük sözler hiçbir anlam ifade etmeyecek; tıpkı burada yazılanlar gibi...

Bir yanımız batan güneşin turuncusunun yumuşaklığını severken, bir yanımız koyu kan kırmızısının keskinliğini sevecek her zaman. Hayallere dalmışken....
* Çın! *
İki kadehin sesi.
Tırmalayıcı.
Rahatsız edici.
Tebessümler.
Sonrası, üstüne yapılan ve yine anlamsız bir şeref sözcüğü.Hayat bundan ibaret aslında. ve kapanış elbette.
Daha sonra kimsenin yüzünü hatırlamayana kadar "unutmak her şeyi", "her şeyi unutmak" ve tüm dünyanın ortak acılarına bir baharat eklemek. RenkSİZ gözlere bakıp kimseyi tanımamak, kendini tanımamak ve "her şeyi silip" küf yeşilinin limitsiz maviyle buluştuğu deniz kıyılarına göç etmek. Hayallerinin peşinden koşmak için atmosfere çıkmak, dönmemek,..
Ya da diğer yolu seçip sade yalanlara tebessüm edip umursamamak.  Bir kuş kadar özgür, çita kadar hızlı, tanrı kadar yaratıcı olmak. Çocukluğunun geçtiği yollardan yürümek, hatta dayanamayıp koşmak, bir çocuk gibi, -kendin gibi-
Sevdiğin insana sarılmak için yola çıkmak, onu da alıp atmosfere çıkmak,
dönmemek...
Atmosfer önemli,
iyi insanlar kadar...