9 Eylül 2012 Pazar

Sıkıntıların İnsanı


İnsan, sıkılmak konusunda oldukça iyidir.Hiç bir şeyi beğenmez ve sıkılır.Fazlasıyla sıkılır.Gereği yokken, amansızca sıkılır.Ne yapsa çare bulamaz.Çünkü yalnız olduğunun farkına varmıştır.Onu hayata bağlayan tek şey umutlarıdır.Günler geçip giderken umutlarından başka bir şey düşünemez.

Yalnızdır insan.Kimle olursa olsun hisseder o yalnızlığı.
Bir mesaj bekler birisinden,
 ya da çalsın diye bekleyerek telefonun başında uyur.
Gözlerini kapattığı anda farklı dünyalara varacağını bilerek uyumaya çalışır.
Geçip giden saatlerin, günlerin anlamı yoktur.Sürekli geceyi bekler, uyuyabilmek adına.Bazı geceler uyuyamaz bile, yalnızlıktan.

Kusmak ister yalnızlıktan,sıkıntıdan.Kusamaz…
Ağlamak ister, ağlayamaz…
Oyalanmak ister, oyalanamaz…
Ölmek isterken ölemez ve yaşaması da anlam ifade etmez.
O anda yaşamıyordur insan. Sadece, vardır…

Varlığı kimse için anlam ifade etmez.Sıkılmaktan da sıkıldığınının farkına vardığı gibi, içini açması için her yolu dener.Ailesiyle zaman geçirir, olmaz.Yemek yer, olmaz.Telefon ya da bilgisayar anlam ifade etmemektedir onun için.Böyle her yolu denedikten sonra dışarı çıkmaya karar verir ve arkadaşlarıyla buluşur, görüşür.Bir nebze azalmıştır sıkıntısı ama çare değildir bu.Dönünce, aynı monotonluğa da dönmüştür…

Ve sonunda aşkı bulur insan.Tüm sıkıntıları o tek bakışla geçebilmektedir.Sıkıntının yüreğine verdiği o amansız koyuluğu, tatlı bir heyecan almıştır artık. Eski sıkıntılı günlerini, yalnız günlerini hatırlar.Garip bir hüzün kaplar yüreğini..
Ağlar aşka sarılarak, ama mutluluğa mı ağlar hüzne mi, bilemez kendisi de…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder